29 Kasım 2016 Salı

Kereviz & patates püresi

Kereviz, küçükken ağzıma sürmediğim, büyüyünce sevmeye başladığım sebzelerden biri. Zeytinyağlı kereviz yemeğine portakal eklemeyi ilk kim akıl ettiyse, sonradan doğan bu sevgimi ona borçluyum! Kerevizle barışmamız bu şekilde oldu ama evde zeytinyağlısını hiç yapmıyorum-tadıyla bir problemim yok ama dokusu bana fazla yumuşak geliyor :) Kırmızı ete çok yakıştırdığımdan, en çok et suyuna çorbasını ya da etli/kıymalı yemeğini pişiriyorum.

Geçtiğimiz gün canım püre çekince -şu sıralar patatesi de fazla abartmak istemediğim için- kerevizli patates püresi denemeye karar verdim. Kerevizli dediğime bakmayın, ölçüsü yarı yarıya aslında :) Püreye farklı bir yorum isteyen kerevizseverlere duyurulur!




Kereviz & patates püresi (2 porsiyon)

Malzemeler 
1 büyük boy patates
1 büyük boy kereviz
2-3 diş sarımsak (opsiyonel)
1 çay bardağı kaju sütü (normal süt de olabilir)
1 tatlı kaşığı yağ (orjinalinde tereyağı ama ben hindistancevizi yağı kullandım)
Tuz-karabiber



Hazırlanışı
Kereviz ve patatesleri iri küpler halinde doğrayıp haşlayın. Süzüp bir kaba alın ve iyice ezin. Tencerede yağı eritin, püreyi ekleyin, üzerine dövülmüş sarımsak, kaju sütü, tuz-karabiber ilave edip 2-3 dakika iyice karıştırarak sütünü çektirin. Püreniz hazır, afiyet olsun :)

Fırında brüksel lahanası

Yakın çevremde yaptığım (son derece bilimsel) araştırmaya göre brüksel lahanası, sevilmeyen sebzeler listesinde üst sıralarda yer almakta. Ben nedense bu mini boy lahanalara bayılıyorum, gözüme sevimli göründükleri için bile olabilir! 



Paleo sitelerinde sıkça rastladığım bir tarif, fırında brüksel lahanası. Genelde bunların içinde bacon da oluyor ama ben eklemedim. Belki pastırmalı denerim bir dahaki sefere? Bu haliyle, öğünlerindeki sebze miktarını artırmak isteyenler için güzel bir yan-yemek opsiyonu.



Fırında brüksel lahanası

Malzemeler (Yaklaşık 3 porsiyon)
1 paket (yaklaşık 500 gr) brüksel lahanası
2-3 yemek kaşığı zeytinyağı
3-4 diş sarımsak
Tuz-karabiber

Hazırlanışı
Fırını önceden 200 derecede ısıtın. Brüksel lahanalarını yıkayıp, sararmış dış yapraklarını ayıklayın. Saplarını kısaltıp ortadan dikine ikiye bölerek bir kaseye alın. Üzerine zeytinyağı, ince kıyılmış sarımsak, tuz-karabiber ekleyip harmanlayın. Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine tek kat olacak şekilde yayıp fırına verin. 10 dakikada bir çevirerek yaklaşık 35 dk pişirin.

Öncesi!

Sonrası!

* Bu lahanaları fırından çıkar çıkmaz sıcak sıcak servis etmenizi öneririm, soğumaya pek gelmiyor.

* Lahanaların dış yaprakları iyice kızarıp çıtır çıtır oluyorlar, hatta sırf bu dış yaprakları fırınlayıp cips olarak yiyenler var :) whole30 mantığına aykırı olduğundan bunu denemeyi sonraya bıraktım :)

Günün menüsü vol.1

Haftalık alışverişimi yaparken, önümüzdeki günlerde ne pişireceğimi aşağı yukarı tasarlamış oluyorum. Ama menü hazırlamak alışverişle bitmiyor. Hangisi ne zaman pişecek, hangisini öğlen ofise götürmek daha kolay olacak, yanına ne yakışır... gibi bir sürü soruya cevap vermeniz gerekiyor. Alışkın olanlar için sorun değil de, benim için bu yepyeni bir iş demek.

Çoğu insan belli süreli bir diyeti takip ederken, aynı yemekleri tekrar tekrar yediklerinde daha başarılı olduklarını söylüyorlar. Birkaç ana yemek seçip (ızgara tavuk & sote ıspanak veya ton balıklı salata gibi) bunlara bağlı kalmak insanı hem zihinsel hem de fiziksel olarak rahatlatıyor. Ne yesem diye düşünmenize gerek yok, sürprizler yok, alışkın olduğunuz tarifler olduğu için hazırlık süresi minimum vb. 

Benimse son günlerim resmen sebze-meyveyle yeni tanışmışım gibi geçiyor. Evde hiç pişmeyen malzemeler kullanmak istiyorum. Tabağımda mutlaka değişik bir garnitür olsun istiyorum. Kendi tariflerimi üretmeye çalışıyorum. Açıkçası bunu yapmak, bazı şeyleri yememem gerektiğini düşünmememi sağlıyor. Neleri yiyemediğime değil, ne kadar çeşitli alternatiflerim olduğuna odaklanmış oluyorum bu şekilde. Bir süre sonra bu hevesim geçer mi bilmem ama şimdilik bu durumun tadını çıkarmaya niyetliyim :)


İşte karşınızda günün menüsü!

* Kahvaltı salatasını bir önceki akşamdan hazırlıyorum. Domates, salatalık, kırmızı biber, maydanoz... artık evde salata niyetine ne varsa. Üzerine haşlanmış yumurtayı ekleyip dolaba kaldırıyorum. Bazı günler içine yarım yeşil elma ya da yanına az biraz meyve de atıyorum.



* Etli biber dolmasının bildiğimiz dolmadan tek farkı pirinç yerine karnabahar kullanmam. Bence harika oldu :)



* Kereviz-patates püresi soslu yemeklerin yanına çok yakışıyor. Bunu aslında dün akşam üzerine kıymalı sos koymak için yapmıştım, kalanı da bu akşamın garnitürü olarak ızgara tavuğun yanında yerini aldı.




Gördüğünüz gibi benim menüde öyle yapılamaz şeyler yok :) Bildiğiniz Türk kahvaltısının peynir-ekmeksiz versiyonu, pirinçsiz tencere yemekleri, ızgaralar, salatalar... Biraz dikkat, biraz değişiklikle bu yemekleri pişirmek aslında bizim alışkanlıklarımıza hiç de aykırı değil. Sanırım whole30'un en sevdiğim yanı da bu!

28 Kasım 2016 Pazartesi

Fed Up ve hedefler üzerine

Haftasonu, Fed Up isimli belgeseli izledim. Film, Amerika’daki obezite probleminin ve buna bağlı sağlık sorunlarının son yıllarda çok yaygınlaşmış ve çocukluğa kadar inmiş olmasını, temelde şekere ve şeker ilaveli işlenmiş gıdalara küçük yaştan itibaren maruz kalınmasına bağlıyor (ve devletin politik & ekonomik nedenlerden dolayı bu durumu düzeltmekte yetersiz kaldığını savunuyor).




Benim için filmin en vurucu kısımları, kilo vermeye çalışan çocukların hikayeleriydi. Bu çocuklar, kilolu olduklarının farkındalar, kendilerini bunun için suçlu hissediyorlar, toplum tarafından, hiç hareket etmeyen, kendisi için doğru seçimleri yapamayan tembeller olarak damgalanmış durumdalar, hatta alay konusu oluyorlar. Gerçekten kilo vermek istiyorlar, sadece görüntüleri değil aynı zamanda sağlıkları için. Ama hem kendileri hem de aileleri bu konuda o kadar fikirsizler ki!

Zayıflamanın tek ve basit bir formülü olduğunu savunanlar var, sadece günlük kalori hesabı yaparak fast food yiyerek dahi kilo verebilenler de, farklı besinlerden gelen kalorinin vücutta aynı etkiyi yaratmadığını savunanlar da, bazı gıdaları tamamen düşman ilan edenler de, her besin grubundan dengeli bir şekilde yenmesi gerektiğini önerenler de. Ben bu konuda bilirkişi değilim. Ama benzer şekilde beslenen insanların vücutlarının tamamen zıt tepkiler verdiğine rastladım. Ya da tam tersi, farklı yöntemler uygulayarak aynı hızda zayıflayan insanlara şahit oldum.



Başarılı diyetin, öncelikle gerçekçi ve sürdürülebilir olması, ama en önemlisi kişinin özelliklerine, aile hikayesine, sağlık koşullarına, alışkanlıklarına hatta psikolojisine özel hazırlanması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca zayıf olmanın (ya da dışarıdan zayıf görünmenin) sağlıklı olmak anlamına gelmediği gibi; zayıflamanın sadece birkaç aylık diyet süresi ile değil, daha uzun vadeli değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Benim hedefim geçici bir süre için çaba sarfederek tartı üzerindeki bir sayıya inmek değil, ömür boyu sağlıklı ve dengeli yaşamak.

26 Kasım 2016 Cumartesi

İlk haftanın ardından...

Konsept whole30 değil de whole21 olsa, başlamak için bu kadar beklemezdim muhtemelen. Hele ki kurallardan biri, "kaçamak yaparsan ilk güne geri dön!" iken, 30 sayısı kulağıma biraz iddialı geliyordu. Ama işte 7 gün geçti bile ve ben bu beslenme düzenindeki ilk haftamı devirdim!




Bu haftanın epey zor olmasını bekliyordum. Evet sigarayı bırakmıştım ama acil durumlarda çiğnediğim nikotin sakızım olmadan ne yapacaktım? Bir süredir evde yemek pişiriyordum ama her gün için 3 öğünlük hazırlık yapmak beni ne kadar zorlayacaktı? Ofiste doğum günü kutlanacak mıydı? Ya cuma akşamı dışarı çıkarsak ne içecektim? Kafamdaki bu deli soruların üzerine bir de 1,5 ay önceden belirlediğim başlangıç tarihimden bir gün önce hasta oldum. Deli gibi burnum akıyor ve boğazım acıyordu. Yine de whole30'u ertelemedim. Kendime ballı ıhlamur yerine maydanoz çayı yaptım ve battaniyenin altına kıvrıldım.

Whole30'un 2-3. günleri "hangover" olarak adlandırılıyor. Bu, detox programlarının başında olduğu gibi halsizlik, yorgunluk ve özellikle de baş ağrısı gibi sıkıntılar yaşayabileceğiniz anlamına geliyor. Ben 2. gün sabah uyandıktan gece yatana kadar kesintisiz baş ağrısı çektim. Ama ne kadarı vücudumun tepkisinden, ne kadarı hastalık nedeniyle tamamen tıkanmış sinüslerimdendi, onu bilemiyorum :)


Bütün haftasonunu yatarak geçirmem nedeniye, planladığımın aksine haftanın büyük kısmı için önceden yemek pişiremedim. Sadece arada etli&sebzeli bir tencere yemeği pişirebildim, o kadar. Bu durum bana hafta içi yol, su, elektrik olarak geri döndü :) Akşamları evdeki tüm zamanımı yemek yaparak geçirdim, hatta neredeyse mutfakta yaşadım diyebilirim! 

Öte yandan, güzel gelişmeler de olmadı değil :) Mesela salı günü birden mucizevi bir şekilde iyileştim. 2. günkü baş ağrısından sonra herhangi bir şikayetim olmadı, ekstra sinirli olmadığım gibi, aşırı bir yorgunluk da yaşamadım. Hatta hafta boyu gece geç saatlerde yatmama rağmen gün içinde enerjimde bir düşüş olmadı. Üstte öngörülen durumlar benim için pek geçerli değildi anlayacağınız, umarım ilerleyen günlerde de karşıma çıkmazlar!

İlk haftada neler yedim? 

* Öncelikle her sabah mutlaka kahvaltı ettim. İstisnasız her kahvaltım yumurta içeriyordu, yanına bazen salata bazen biraz meyve ekledim.

* Genellikle önceki akşamdan kalan yemeği ertesi gün öğlen yemek için ofise taşıdım. Sadece bir öğlen dışarıda salata yedim ama açıkçası hangi restorandan ne alabilirim diye düşünmek yerine evde hazırladıklarımı götürmek daha cazip geldi.

* Sırf alışkanlıktan ara öğün yapmamaya gayret ettim, ama bu konuda kendimi çok da zorlamak istemedim. Bu haftam çoğunlukla 4 öğün şeklinde geçti. Akşamüstü bir avuç badem atıştırdığım da oldu, gece yarım portakal yediğim de. 

* Öğle ve akşam yemeklerim bir porsiyon protein, yanına sebze ve bazen salatadan oluşuyordu. Kırmızı et, tavuk (organik) ve deniz ürünlerini dengelemeye çalıştım. Haftanın yıldızı açık ara domatesli karides soslu kabak spagettiydi, bunun tarifini blogda mutlaka paylaşacağım ;)



Nerelerde zorlandım?

* Öyle tatlılar çikolatalar değil ama canım inanılmaz kola çekti. Limonlu soda içerek atlatmaya çalıştım. Bak yazarken yine aklıma geldi :/

* Sigarayı değil ama nikotin sakızını epey aradım. İçindeki tatlandırıcıdan dolayı olabilir mi acaba? :)

* Buzdolabını güzel malzemelerle doldurmuş olmama ve neticede ne pişireceğime onlara göre karar vermeme rağmen, yemek hazırlığı yapmakta inanılmaz zorlandım. Öyle mi pişecek, böyle daha mı çabuk olur, kaç porsiyon çıkacak, yanına ne gider, artan malzemeden ne yaparım diye planlamaya o kadar çok zaman harcadım ki anlatamam. Üzerine pişirme ve temizlik süresi de cabası!

2. hafta için planlar:

* Haftalık bir menü çıkarıp, alışverişi ona göre yapmaya ve büyük kısmını pazar gününden pişirmeye karar verdim. Böylece belki akşamları kendime daha çok vakit ayırabilirim :)

* Su içme konusunda zayıfım, bu hafta buna çalışmak istiyorum.

* Bu hafta geceleri ortalama 5,5-6 saat uyuyabildim, uyku süremi de biraz artırmam lazım.





24 Kasım 2016 Perşembe

Whole30'un altın kuralları :)



Whole30 nedir? Ne değildir? Ben neden denemeye karar verdim? Önceki postumda bunların hepsini anlatmıştım.

Tabii bir de uyulması gereken kurallar var :) Bu 30 gün boyunca hayatımızdan neleri çıkarmamız gerektiğini altta özetledim ama olay yenilebilenler-yenilemeyenler listesi yapmaktan ibaret değil. Chia tohumları örneğin, whole30'un tanımı gereği yasak olmasa da chia pudingi bu 30 gün süresince kabul görmüyor; birazdan anlatacağım! Aklınıza takılan sorular için whole30'un web sitesi süper bir kaynak; ben aradığım cevapların çoğunu orada buluyorum.



Gelelim kurallarımıza...

* İlave şeker yok. Beyaz/esmer şeker, her türlü tatlandırıcı, stevia, bal, agave şurubu... bunlarla 30 günlüğüne vedalaşmak gerekiyor.

* Alkol yok. 

* Tahıllar yok. Buğday, yulaf, karabuğday, kinoa, mısır, bulgur, pirinç... liste uzayıp gidiyor. Buna tam tahıllar ve tahıllardan yapılmış nişasta vb ürünler de dahil. 

* Baklagiller yok. Kuru fasülye, nohut, mercimek ve daha niceleri. Yer fıstığı ve soya da bu grup içerisinde değerlendiriliyor.

* Süt ürünleri yok. Süt, ayran, peynir, yoğurt, kefir, tereyağı... (Tereyağı yalnızca içerisindeki sütten tamamen arındırılmış hali kullanılabilir - sade yağ ya da klarifiye yağ olarak geçiyor-) 

* İşlenmiş gıdalar yok.

Ara not : Üstte sayılanların bir çoğu "kötü" ya da "sağlıksız" oldukları için değil, sadece size iyi gelmeme ihtimalleri olduğu ve bu durum bu gıdaları kesmeden anlaşılamayacağı için açığa alınıyorlar. Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise paketli satın alınan ürünlerin etiketlerinin incelenmesi. Bu ürünlerin bir çoğu mayın tarlası gibi kötü sürprizlerle dolu :)

* Tartılmak ya da vücut ölçüsü almak yok. Cola zerodan sonraki en büyük bağımlılığım sabahları tartılmak olsa gerek :) Tartıyı diğer odaya saklayarak gözümün önünden kaldırdım yoksa daha 2. günün sabahında uyku sersemi ilk bozduğum kural bu olurdu!

* Sağlıklı "ödüller" yok. Normalde kendinizi ödüllendirmek ya da bir kaçamak yapmak amacıyla yiyeceğiniz şeyleri whole30'a uygun malzemelerle hazırlamamanız gerekiyor. Yazının başında bahsettiğim gibi, örneğin badem sütüyle yapılmış chia pudinginin kabul edilmemesi bundan. Bu aslında, tatlı niyetine, adı üzerinde pudinge alternatif olarak hazırlanan bir tarif. Ve amacımız yemekle ilişkimize odaklanmaksa, sadece içeriğe değil, niyete de dikkat etmemiz gerekiyor. Bu kurala örnek olarak, muz&yumurtadan yapılma pancakeler, hindistan cevizi sütü ve meyveden yapılmış dondurma, tahıl yerine badem unu/şeker yerine hurma kullanılarak yapılan kekler, muffinler vs verilebilir. Kural gereği, içeriği ne olursa olsun, ne kadar doğal ya da sağlıklı olursa olsun, kek, ekmek, kurabiye, tatlı ya da abur cubur türevlerine yer yok.

* Kaçamak yapmak yok. Kahveye bir yudum süt, şirket kokteylinde yarım kadeh şarap, sinemada bir avuç patlamış mısır... bir lokma ya da bir porsiyon farketmeksizin, kaçamak anında hooop en başa dönmek gerekiyor. Kural mı, kural :) Vücudu sıfırlamak için %100 uyum şart.

* Peki ne var? Serbest dolaşan, doğal beslenen hayvanların kırmızı/beyaz etleri, balık ve deniz ürünleri, organik yumurta, tüm sebzeler, meyveler, sağlıklı yağlar, tohumlar, fındık-ceviz-badem vb kuru yemişler.


Çok uzattım, biliyorum. Sözde kuralları kısaca toparlayacaktım :) Sonuç olarak burada amaç kuralları esnetmek, bir açık yakalamak değil. Meyve serbest diye tatlı niyetine yarım kilo hurma götürmek de değil. Sonuçta bu programı, yapmış olmak için değil, kendimiz için, bir fayda sağlamak için yapıyoruz. 

Önerilen, bu 30 günü, günde 3 ana öğün, her öğün mutlaka güzel bir miktar protein yanında bol sebzeden oluşacak şekilde, sağlıklı yağlardan kaçınmadan, meyveyi ve kuru yemişleri mümkünse günde 1-2 porsiyon ve yemeğin bir parçası olarak tüketerek geçirmek. Güzelce alışverişinizi yapın, evinizde etinizi, sebzenizi pişirin, yanına da bir salata, tamamsınız :) 

23 Kasım 2016 Çarşamba

Whole30 maceram nasıl başladı?



Whole30 diye bir şey duydunuz mu?

Whole30, yemekle ilişkinizi temize çekmenize ve hem beslenme düzeninizi hem de daha genel olarak hayatınızı değiştirmeyi hedefleyen 30 günlük bir plan. Uyku düzeninizi, enerji seviyenizi, modunuzu, dikkatinizi, yağ-kas oranınızı, motivasyonunuzu, özgüveninizi, hayat kalitenizi iyileştirmeye giden yolun, tabağınıza koyduklarınızı değiştirmekle başladığını savunan bir yaklaşım; kendi deyimleriyle, sağlığınız ve alışkanlıklarınızı düzenlemek için bir reset butonu.

Whole30'un yaratıcıları, farkında olmasanız bile, bazı gıda gruplarının vücudunuza ve hayat kalitenize negatif etkisi olabildiğini ve alerjilerden yorgunluğa, sindirim bozukluklarından cilt rahatsızlıklarına, teşhis konamamış veya ilaçla iyileşememiş sorunlarınızın direkt yediklerinizle ilgili olabileceğini savunuyorlar. Özetle, psikolojik olarak sizi rahatsız eden, hormonal dengesizlikler yaratan, sindirimizini zorlaştıran vb gıdaları tespit etmek ve yediklerinizin sizi nasıl etkilediğini keşfetmek için, bazı gıda gruplarını 30 günlüğüne beslenmenizden çıkarmanızı ve 30 günün sonunda kontrollü bir şekilde teker teker yeniden eklemenizi öneriyorlar.



Ben whole30 ile 4 sene önce, takip ettiğim bir blogger sayesinde tanıştım. Şeker, tahıl, bakliyat ve alkolün olmadığı, bol sebze-meyve, bol protein ve doğal/tam gıdalarla beslendiği bu 30 günü, hayatının en iyi ayı olarak tanımlamış ve deneyimini tüm detaylarıyla, öncesi-sonrası resimleriyle anlatmıştı bloğunda. Bunun üzerine ben de araştırmaya koyuldum; web sitelerini okudum, kitaplarını karıştırdım, yazarlarını takip ettim, bu beslenme bakış açısıyla hayatları değişen, müthiş dönüşümler geçirmiş bir sürü insanın hikayesiyle tanıştım...

Bu 4 sene boyunca bir çok kez alışkanlıklarımı değiştirmeyi denedim, bana iyi gelmediğini düşündüğüm gıdaları belirlemeye çalıştım, rejim yaptım, kilo verdim, kilo aldım... en sonunda benim çözmeye çalıştığım soruların cevabının bu 30 günde saklı olabileceğine inandım ve deneyip kendim görmeye karar verdim :)



Ekim başından beri hem psikolojik hem de fiziksel olarak bu deneyime hazırlıyordum kendimi. Önce doğru tarihi belirledim, sonra düzenli olarak evde yeme pişirmeye başladım, daha yumuşak bir geçiş yapabilmek için günlük hayatımdan ekmeği, işlenmiş şekeri ve sütü çıkardım, son olarak sigarayı da bırakıp, 19 kasımda ilk 30 günüme başladım!

Zor mu? Kolay değil. Ve inanılmaz zamanımı alıyor, hatta evdeki saatlerim çoğunlukla mutfakta geçiyor diyebilirim :) Ama 4. günü tamamlarken, sırf sonunda bu maceraya atıldığım için bile kendimi çok iyi hissediyorum. Amacım kilo vermek değil, yeni bir düzen kurmak, kendimi daha iyi tanımak, alışkanlıklarıma farklı bir gözle bakabilmek ve beslenme tercihlerime odaklanmak. Bu yolculuğum umarım sizi de kendiniz için daha sağlıklı seçimler yapmaya motive eder :)

2 Kasım 2016 Çarşamba

Pratik kahvaltı vol.2 Fırında omlet

Yumurta, hafta sonu kahvaltılarımın baş rolünde. Ama hafta içi insan her zaman sabah erken kalkıp kendisine omlet pişirme modunda olmuyor. Dolaba girip çıkmış yumurta ise hem tadı hem dokusundan çok şey kaybediyor. Bunun bence tek bir istisnası var –ki her hafta farklı farklı malzemelerle mutlaka pişiriyorum- o da fırında omlet. Buna omlet yerine hamursuz bir kiş demek daha doğru olabilir :) Hem gerçekten çok lezzetli, hem son derece pratik hem de 2-3 günlük kahvaltıyı tek seferde pişirmenize olanak sağlıyor. Daha ne olsun?

Fırından yeni çıktı!

Fırında tavuklu omlet

Malzemeler (4 porsiyon için)
6 yumurta
200 gram haşlanmış tavuk göğüs
1 iri havuç
3 sap taze soğan
1 avuç maydanoz

Hazırlanışı
Havucu bir kaba rendeleyin. İçerisine ince kıydığınız taze soğan ve maydanozu ekleyin. Yumurtaları kırıp karışımı iyice çırpın. Lif lif ayırdığınız haşlanmış tavuk etlerini ekleyip tekrar karıştırın. Tuz, karabiber ve istediğiniz baharatları ekleyin. 



Yağladığınız fırın kabına döküp önceden 180 derecede ısıtılmış fırının orta rafında, üstü hafif kızarana kadar yaklaşık 35 dk pişirin. Soğuduktan sonra dilimleyip buzdolabına kaldırabilir, sabahları hafif ısıtıp ya da benim gibi soğuk yiyebilirsiniz!

* Bu tarifi defalarca farklı proteinler, farklı sebzelerle, bazen çiğ bazen pişmiş malzemelerle hazırladım. Bir önceki günden kalan ızgara/sote etleri ya da kavrulmuş kıymayı kullandığım da oldu. Hepsi çok iyi sonuç veriyor.

* Bu versiyonun güzelliği, sebzeleri önceden pişirmenize gerek olmaması. Kabak, mantar gibi malzemeler kullanacaksanız, fırında yumurtayı sulandırmamaları için önceden biraz pişirip soğuttuktan sonra kullanmanızı öneririm.

* Ben bu malzemeler için ufak boy oval bir fırın kabı kullanıyorum, önemli olan kabınızın hacmi. Karışımı içine döktüğünüzde çok yayılmamalı, en azından 1,5-2 cm yüksekliğinde olmalı.

* Tek bir fırın kabı yerine ufak muffin kapları da kullanabilirsiniz. Hem daha sevimli hem kendiliğinden porsiyonlara bölünmüş oluyor. Pişirme süresini kullandığınız kaba bağlı olarak ayarlamalısınız.

Mini muffin versiyonu :)

Dipnot : Ben kullanmadıysam da bu tarife peynir gerçekten çok yakışıyor, aklınızda olsun!