21 Aralık 2016 Çarşamba

Buharda lahana sarma

Son 30 günde sosyal aktivitelerimin fazlasıyla yeme-içme odaklı olduğunu ve özel olarak bazı şeylerden kaçınırken (hamur, şeker ya da alkol gibi) arkadaş buluşmalarında ne kadar zorlandığımı farkettim. Daha fazla devam etseydim, ya sade kahve içmekten midem delinecekti ya da asosyal olacaktım. Benimki ekstra sıkı bir süreçti elbette, normal hayatıma sıfır şeker, sıfır alkol vb katı kurallarla devam etmeyi düşünmüyorum. Ama her iş yemeği ya da doğum günü kutlamasının kötü beslenmenin bahanesi haline gelmesini de istemiyorum...

Bir yemeğin hem lezzetli, hem eğlenceli hem de sağlıklı olması mümkün. Bu düşünceden yola çıkarak kendime sağlıklı bir parti menüsü hazırlamaya karar verdim. Yılbaşı yaklaşıyor, henüz planımız yok. Olur da son dakikada bizim evde bir organizasyon yapmaya karar verirsek blogun hakkını vereyim dedim :) 

"Sağlıklı parti yemeği" konseptindeki ilk tarifimi buzdolabına sığmayan dev lahanama borçluyum. (Bkz: online market alışverişinin sürprizleri) Madem lahanamız var, saralım o zaman!



Buharda lahana sarma

Malzemeler (4 kişilik)
20-25 adet lahana yaprağı

İçi için
1 sap pırasa (doğranmış 1,5 su bardağı)
5 adet iri kestane mantarı
1 büyük boy havuç
80 gr ufak boy söğüş karides
1 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz-karabiber-toz kırmızı biber

Sosu için
1 domates 
1/2 ufak boy kuru soğan
1 tatlı kaşığı doğranmış maydanoz
1 küçük diş sarımsak
6-7 halka jalapeno biber turşusu
Tuz-karabiber

Hazırlanışı
Lahana yapraklarını biraz yumuşamaları için kaynar suda 2-3 dakika haşlayın. Önce soğuk su dolu bir kasete aktarıp sonra kağıt havluyla kurulayarak kenara alın. Kalın damarlı kısımlarını ayıklayarak sarılacak büyüklükte parçalar hazırlayın. (Benim lahanam dev boyutta olduğu ve çok sıkı olmadığı için dış yaprakları kolay ayrıldı. Daha sıkı lahanaların yapraklarını ayırmak için lahanayı bütün halindeyken kaynar suya koyabilirsiniz.)

İçi için, bir tavaya zeytinyağını koyup pırasaları 2-3 dakika kavurun. Rendelenmiş havucu ekleyip 1-2 dakika daha karıştırarak pişirin. En son doğranmış mantarları ve baharatları ilave edip, mantarlar yumuşayıncaya kadar 2-3 dakika daha pişirdikten sonra bir kaba alın. Karışım soğuyunca üzerine söğüş karidesleri ekleyip karıştırın.




Lahana yapraklarının bir kenarına 1 yemek kaşığı kadar hazırladığınız içten koyup uzunlamasına sarın. Sardığınız lahanaları buharlı pişirici aparatına yerleştirip 15 dakika kadar buharda pişirin. 



Sos için, acı biber turşusu dışındaki tüm malzemeleri rondodan geçirin. Küçük küçük doğranmış jalapenoları da ekleyip sos kasesine alın. Lahana sarmalarını sosla beraber servis edin. 

19 Aralık 2016 Pazartesi

Whole30'da mutlu son!

Bitti!! Bitti!!! 30 gün bitti bile :) Birinin instagramında okumuştum, ne yapmak istiyorsanız hemen başlayın, sonuçlarını görmek için uzun zaman beklemeniz gerekeceğini düşünmeyin, çünkü zaman nasıl olsa geçiyor, yazmıştı. Aynen öyle oldu, bir ay bitiverdi ve ben bu 30 günümü, unsuz, şekersiz, alkolsüz, sigarasız geçirdim; geçirebildim. Her şeyin ötesinde, sadece bunu yapabilmiş ve verdiğim bu sözü tutabilmiş olmak bile kendimi çok iyi hissettiriyor!



Whole30'un son haftası açık ara en rahat ettiğim haftaydı. Günleri saymaya başlamanın beni gereceğini sanmıştım, çok yanılmışım. Kaçıncı günde olduğumu takip etmedim bile. Strese girmedim, sıkılmadım, yemek yapmaktan yorulmadım, 3. haftanın tam tersini yaşadım diyebilirim. Bu deneyimi ileride düşündüğümde, muhtemelen bu son günleri hatırlayacağım! Sanırım insanların whole30'u tekrar tekrar yapabilmesinin sırrı da burada :)

30 günde neler oldu?

* Öncelikle bunu yapmaya karar vermiş, başlamış ve bitirmiş olmanın verdiği bir gurur ve kendine güven duygusu var ki sanırım benim en çok bunu hissetmeye ihtiyacım varmış :)

* Öyle büyük bir enerji patlaması yaşamadım açıkçası. Ama gün içinde enerji seviyem çok oynamadı, kendimi daha dengeli hissettim.

* Cildim daha duru, saçlarım daha bakımlı görünmeye başladı.

* Bir sürü güzel güzel yemek tarifi deneme fırsatım oldu. Farklı sebzeler pişirdim. Meyvenin ne kadar güzel bir tadı olduğunu hatırladım. Tariflere ve malzemelere başka bir gözle bakmaya başladım. Bunun içine bunu mutlaka koymamız gerekiyor mu, daha sağlıklı bir alternatif olamaz mı? gibi sorular sormak alışkanlık haline geldi.

* Dışarıda yemek yemekten soğudum diyebilirim. :)

* Toplamda 3 kilo verdim.

* Sigara içmesem bile onunla ilgili bazı alışkanlıkların hala devam ettiğini; sıkıldığımda, bir mola vermek istediğimde ya da en basidi yemeğin bitmiş olduğu işareti için hala bir şeyin ihtiyacını duyduğumu farkettim. Avuç avuç çekirdek yememin, yemekten sonra portakal soymamın en büyük sebebi işte bu. Sigarayı bırakmak gerçekten müthiş önemli bir başarı, bunu yaptıktan sonra yerine meyve yemişim, kuruyemiş yemişim, insanın pek umrunda olmuyor. Ama bir yandan da yemekle kötü bir ilişki kurmamak lazım; takıntılı bir şekilde atıştırmak da istediğim bir şey değil. Bunun üzerine biraz daha çalışmam gerektiğini gördüm.



Son haftada neler yedim?

* Kahvaltıda yine yeni yeniden yumurta. Düşünmeden, sorgulamadan; sabah kahvesi-çayı gibi bir alışkanlıkla, yemeye devam ettim. Biraz bayıyor, kabul ediyorum, ama ne demiştim, düşünmeden, sorgulamadan.... :)

* Ofise öğle yemeği götürmeye devam ettim. Beni 1 ay boyunda hizada tutan en önemli şey buydu. Ofiste sağlıklı alternatiflerim olmasına rağmen, o yemeği hazırlamanın ve yanımda getirmenin psikolojik açıdan bana çok faydası oldu.

Nelerde zorlandım?

* Cumartesi günü, yani 29. günümde eve gelecek bir misafir için elmalı kek pişirdim. Uzun zamandır yapmadığım bir tarifti ve her zamanki gibi yine malzemelerde kafama göre eklemeler-çıkarmalar yaptım. Emin olmak için fırına atmadan hamurun tadına baktım. (What can I do sometimes) Pişmiş kekten yememek ise gerçekten zordu. Tarçın serpilmiş elma ve cevizle idare etmeye çalıştım, kendime bugün için ufak bir dilim ayırıp gerisini evden yolladım :)

* Meyve ve kuru yemişi azaltmak çok zor geldi. İyi bir sebeple bile olsa bazı besin gruplarının komple yasaklanması zaman zaman insanı yoksunluk kafasına sokuyor. Hem bu yoksunluğu yaşayıp, üstüne bir de sağlıklı gıdaları kısıtlamaya çalışmak fikri beni aştı. Bu açıdan kendimi daha fazla zorlamak istemedim. Muhtemelen patates için gösterdiğim hassasiyeti (yasak olmamasına rağmen 30 günde sadece 2-3 kez patates yedim) meyve ve kuru yemiş için de gösterebilseydim çok daha fazla kilo vermiş olurdum. Tamam, ilk hedef zayıflamak değil; tartılmıyoruz, ölçüp biçmiyoruz, kalori saymıyoruz ama şu da bir gerçek ki bunlar günlük aldığım kalori/doğal şeker miktarını çok yukarı taşıdı.

Peki ya bundan sonra?

Bundan sonrası için hiç oturup düşünme fırsatım olmadı :) Bugüne kadarki mantıkla biraz daha devam edeceğim sanırım, tabii ki daha rahat davranarak. Şimdi besin gruplarını beslenmeme teker teker ekleyip etkilerini gözlemlemek için bir fırsatım var; bunu mümkün olduğunca detaylı yapmaya çalışacağım.

İlerleyen günlerde, işlenmiş, katkılı ya da ilave şeker/tatlandırıcı içeren gıdaları büyük ölçüde kesmek, tahılları ve sütü daha nadir tüketmek gibi hedeflerim var. Vücuduma ve sindirimime negatif bir etkisi olmadığını umduğum yulaf, mercimek, yoğurt vb şeyleri ise düzenli olarak yemeye devam etmeyi planlıyorum. Bu genel kurallarla, elbette hayat tarzıma ve dönemsel ihtiyaçlarıma göre düzenlemeler yaparak, arada mutlaka kendime kaçamak yapacak zamanlar tanıyarak hayatıma devam edeceğim :)




16 Aralık 2016 Cuma

Günün menüsü vol.2

İtiraf edeyim, aslında blogda daha fazla günün menüsü postu yapmayı hedeflemiştim. Özellikle sağlıklı yemek planlamakta zorlananlar, farklı fikirler arayanlar ya da tam olarak nasıl beslendiğimi merak edenler için, tek başına yemek tariflerinin yanı sıra tüm öğünleriyle bir günü görmenin de enteresan olacağını düşünüyorum. Bu 30 gün süresince bunu istediğim sıklıkta yapamadım ama whole30 sonrası hayat devam edecek! Ben de günün menüsü postlarıma devam edeceğim :)

Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik ve ta taam işte karşınızda 27. günün menüsü. "Sabah da tavuk, öğlen de tavuk" diyenler için, evet, bir seferde birkaç öğünlük yemek hazırlamak isteyenlerin kaçınılmaz sonu bu. Ya aynı yemeği ya da aynı temel malzemeyi tekrarlamanız gerekiyor. Bir akşam oturup tavuk göğüs haşlayınca, sonraki günlerin menüsü tavuk suyuna çorba, haşlanmış tavuklu salata, tavuklu omlet... diye devam ediyor :) O kadar da olsun!



Kahvaltı 
Buna mücver dışında ne denir bilemiyorum. Mini krep? Mini omlet? Çok sade, çok pratik ve çok lezzetli. Tabii ki unsuz ve az yağda pişmiş. Bunları önceki akşamdan yapmıştım ve yarısını sabaha sakladım. Tadı kesinlikle dolapta beklemiş omlet gibi olmuyor, merak etmeyin :) 


Öğle
İşte bahsettiğim haşlanmış tavukların devamı öğle yemeğinde karşınızda. Biraz soğan ve kırmızı biberle çevrilmiş mantar ve lahana salatasıyla beraber. Ofise götürdüğüm en lezzetli öğle yemeklerinden biri.


Akşam
İş çıkışı eve dönerken balıkçıya uğrayıp, bir palamutu temizletip halka halka kestiriyorum. Balıklar teflonda pişerken de salatayı hazırlıyorum. 2 kişilik akşam yemeğimiz 10 dakika içinde hazır. Hem pratik, hem ekonomik, hem sağlıklı :)





14 Aralık 2016 Çarşamba

Lahana salatası ya da mayonezsiz "slaw"

Bu hafta kendimi evde yemek pişirmeye motive etmek için iki yöntem izliyorum. Birincisi daha basit yemekler hazırlamak. "At ızgaraya pişsin tavuk göğüs", "tavada iki çevir mantar" gibi. İkincisi son haftalarda denediğim tarifler arasından en sevdiklerimi tekrar pişirmek. Böylece daha önce yaparken fotoğraflamadığım ya da ölçmediğim tarifleri blogda paylaşma şansını da yakalamış oluyorum; bir taşla iki kuş.

İlk kez ne zaman coleslaw yemiştim, hatırlamıyorum. Ama kfc'de olma ihtimali epey yüksek :) Fast food zincirleri bile hayatımıza sağlıklı bir şeyler katabiliyor demek ki :) Orijinal coleslaw içerisinde şeker ve mayonez bulunuyor ama inanın koymanıza gerek yok. Bu tarif, sağlıklı versiyonu aslını aratmayanlardan!



Avokadolu lahana salatası 

Malzemeler (3-4 kişilik)
2 büyük havuç
1/2 küçük boy beyaz lahana
1 olgun avokado
1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı
1/2 limon suyu
2-3 çorba kaşığı elma sirkesi
Tuz-karabiber

Hazırlanışı
Havuçları büyük bir salata kasesine rendeleyin. Lahananızın büyüklüğüne göre, havuçlarla aşağı yukarı aynı miktarda olacak bir kısmını ince ince doğrayıp kaseye ekleyin. Dilerseniz lahanayı yumuşatmak için önceden bir miktar tuzla ovup sudan geçirebilirsiniz. Salatanın tuzunu ona göre ayarlamanız gerekecektir. Ayrı bir kapta, kabukları ve çekirdeği çıkarılmış bir avokadoyu çatalla iyice ezin. İçerisine zeytinyağı, limon suyu, elma sirkesi ekleyip tuz ve karabiber ile tatlandırın. Avokadolu sosu salatanızın üzerine gezdirip iyice karıştırın. 

Bu salata, akşam yemeği için bolca yapıp, kalanını ertesi gün ofise götürmek için çok uygun. Hem sosuna rağmen pek yumuşamıyor, hem de özellikle tavuğun yanına çok yakışıyor. Afiyet olsun!


Bir öğle yemeği anısı :)


13 Aralık 2016 Salı

Bir maceranın sonuna yaklaşırken...

Sonunda whole30'da son dönemece girmiş bulunuyorum! Dürüst olmak gerekirse 3. haftayı biraz keyifsiz geçirdim. Evet baş ağrılarım geçti, özellikle cildimde ve saçlarımda çok pozitif değişiklikler oldu. (sigarayı bırakmanın etkisi de var tabii) Buna karşılık başlangıçtaki merakım ve yeni şeyler deneme isteğim giderek azaldı. Yorgun ya da hasta olsam bile alışveriş yapan, yemek planlayan, pişiren, ofise taşıyan ben, bu enerjimi gitgide kaybettim. Resmen günleri saymaya başladım. İşin komik tarafı 30 gün bittiğinde saldırmayı planladığım bir yemek de yok! Tamam belki bir bira... Belki biraz da peynir? :) Sonuç olarak temiz beslenmeyi seviyorum ve bu kadar katı olmasa bile hayatıma buna benzer bir şekilde devam etmek istiyorum. Ama bu hafta nedense bir "bitse de gitsek" moduna girdim!



Üçüncü haftada neler yedim?

* Evde olduğum cumartesi-pazar günleri dışında kahvaltılarım çok düzensizdi. 2 gün ofise erken gidip, kendime peynirsiz kahvaltı tabağı sipariş ettim. Diğer günler kahvaltıyı tamamen atladım. Bu bana saat 10:00 sularında ara öğün olarak geri döndü.

* İlk kez evde kemik suyuna çorba yaptım, müthiş oldu!

* Programa uymayan bir şey yememiş olsam bile (bu açıdan kendimle gurur duyuyorum) çok fazla ara öğün yaptım ve (bence) haddinden fazla meyve ve kuruyemiş tükettim :/

Nelerde zorlandım?

* Bu hafta sanki sigarayı yeni bırakışım gibi hissettim. Tamam, zaten bırakalı çok uzun zaman olmadı ama ilk günlerde bu kadar zorlanmamıştım sanki. Elimi kolumu nereye koyacağımı bilemedim. Akşam yemeğinden sonra çay demleyip, kucağıma kuruyemiş kaseleri ve meyve tabakları almak bir ritüel haline geldi!

* Yukarıda da yazdığım gibi canım hiç ama hiç yemek pişirmek istemedi. Öğlenleri dışarıda yedim, sanırım 2 akşam da eve sipariş verdim.

4. hafta için planlar

* Bu hafta silkelenip kendime gelme haftası! Kendimi yeniden evde yemek pişirmek ve ofise götürmek için motive ediyorum. Mesela bu hafta için daha kolay tarifler planlıyorum, ızgara tavuk yanına kocaman bir salata gibi. Ayrıca önceki haftalarda yediğim yemeklerden en sevdiklerimi pişirmeyi düşünüyorum. Bu yazıyı yazmadan önce, yarının kahvaltı ve öğle yemeğini hazırlayıp dolaba kaldırdım bile!

* Akşam yemeği sonrası sadece çay içmeyi, mümkünse meyve ve kuruyemişi gün içinde diğer öğünlerin içine karıştırarak yemeyi planlıyorum :)

İnanabiliyor musunuz :




7 Aralık 2016 Çarşamba

Farklı bir lazanya

Son zamanlarda o kadar çok etli yemek pişiriyorum ki! Instagramımda baş rolde kıyma var diyebilirim :)

Bir süredir aklımda sadece sebzeden bir yemek yapmak vardı. Hem farklı bir şey olsun, hem de arada ağırladığımız vejetaryen arkadaşlarımız için aklımda bir alternatif bulunsun istiyordum. Tamam kabul ediyorum, biraz da kavanoz kavanoz yaptığım balkabağı püresini kullanma ihtiyacından doğdu bu fikir :)



Makarnasız lazanya olur mu? Ya peynirsiz? Bir deneyin, kararınızı kendiniz verin derim ;)
En üstte erimiş peynir olmayınca lazanya biraz boynu bükük kalıyor doğrusu. Ben üzerinde farklı bir doku olması için cevizli-otlu-sarımsaklı bir karışım serptim en üstüne. Erimiş peynire alternatif olur mu bilemem ama bence harika bir lezzet kattı.

Ceviz kırıntılı sebze lazanya

Malzemeler (6 porsiyon)
2 büyük kabak
1 büyük bostan patlıcanı
2 büyük sarı biber
2 su bardağı balkabağı püresi

Domates sosu için
4-5 orta boy domates
4 diş sarımsak
2 çorba kaşığı zeytinyağı
Tuz-karabiber

Üzeri için 
5-6 bütün ceviz
3 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı kıyılmış maydanoz
1 tatlı kaşığı kıyılmış dereotu
1 tatlı kaşığı zeytinyağı

Hazırlanışı
Not : Lazanyanın katlarını hamur yerine ızgara sebzelerimiz oluşturacak. Fırın kabınızın büyüklüğüne göre sebze katlarınızın sayısı değişebilir ama en az 3 sıra sebze olmasını istiyoruz. Benim fırın kabına tarifteki malzemeler 2 kat patlıcan, 1 kat kabak ve 1 kat biber olacak şekilde sığabiliyor.

Domates sosu için, soyulmuş domatesleri rendeleyin. Sos tenceresinde zeytinyağını ısıtıp domatesleri ekleyin. Tuz-karabiber ilave edip kapağını kapatarak orta ateşte, ara sıra karıştırarak, yaklaşık 15 dakika pişirin. İnce doğranmış sarımsakları ekleyip karıştırın ve 2-3 dakika daha pişirdikten sonra ateşten alıp soğumaya bırakın.

Patlıcanları yaklaşık yarım cm kalınlığında dilimleyin. Tuzla ovup biraz beklettikten sonra yıkayın ve iyice kurulayın. Kabak ve biberleri boylamasına dilimleyin, bunların da çok ince olmamasına dikkat edin. Tüm sebzeleri biraz diri kalacak şekilde ızgarada pişirin. Ben bunun için büyük bir dökme demir ızgara tavası kullandım.

Orta boy bir fırın kabının en altına 2 çorba kaşığı domates sosu sürün. Hedefimiz bir kat sebze, bir kat domates sosu şeklinde yükselmek, bu katların en ortasına da kalınca bir balkabağı püresi sermek. 2 su bardağı balkabağı püresi yeterli olacaktır. Aşağıdan yukarıya : 1 kat patlıcan, domates sosu, 1 kat biber, balkabağı püresi, 1 kat patlıcan (patlıcanları balkabağı katının içerisine doğru hafifçe bastırabilirsiniz), domates sosu, 1 kat kabak, domates sosu şeklinde katlarınızı çıkın.



Ceviz, sarımsak, kıyılmış otlar ve zeytinyağını rondoda çekin, Hafif yapışkan bir macun kıvamına gelecek olan bu malzemeyi ufalayarak lazanyanın en üstüne serpiştirin.



Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında yaklaşık yarım saat pişirip sıcak sıcak servis edin. Afiyet olsun ;)


5 Aralık 2016 Pazartesi

Balkabağı güzellemeleri

Daha birkaç hafta öncesine kadar balkabağına burun kıvıran, "bana kabak tatlısı dışında pek bir şey ifade etmiyor, zaten ona da bayılmam" diyen ben, tam bir balkabağı delisi oldum. Öyle ki markette gördüğümde almadan geçemiyorum. Peki bu büyük değişimin sırrı ne? Cevap basit : balkabağı püresi.



Balkabağı püresi

Malzemeler
Dilimlenmiş balkabağı

Hazırlanışı
Balkabağı dilimlerini yıkayıp iyice kurulayın ve yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine yan yatırarak dizin. Önceden 200 derecede ısıtılmış fırında, balkabakları iyice yumuşayıncaya kadar yaklaşık 30-35 dakika pişirin.


Fırından yeni çıktı!


Soğuduktan sonra kabuklarının dış kısımlarını ayıklayarak püre haline getirin. Kavanozlara doldurup buzdolabında 4-5 gün kadar saklayabilirsiniz.



* Ben hazır dilimlenmiş balkabağı kullanıyorum. Bunların bir pakedi, biraz sıkışık bir şekilde tek fırın tepsisine sığıyor.

* Bütün balkabağı kullanacaksanız, diklemesine yarıya kesip, bir kaşık yardımıyla çekirdekli iç kısımlarını boşaltın. Yağlı kağıt üzerine iç kısmı altta kalacak şekilde yerleştirin. Pişirme süresini 45 dakika civarına uzatmanız gerekecektir. Bir bıçak yardımıyla içinin yeterince yumuşayıp yumuşamadığını kontrol edebilirsiniz.

Balkabağı püresi bence kendi başına son derece lezzetli! Yine de birkaç farklı öneri isterseniz :

* Isıttığınız püreyi tuz-karabiber ekleyip yemeklerinizin yanında garnitür olarak,
* Biraz toz tarçın vb baharatlar ekleyerek reçel alternatifi bir kahvaltılık olarak,
* Yulaf ya da chia pudinginize renk katmak için,
* Çorba tariflerinizde,
* Makarna ya da lazanya sosu olarak,
* Kek ve muffinlerde dolgu malzemesi olarak,
* Farklı sebze ya da meyve pürelerine karıştırarak (mesela balkabaklı patates ya da balkabaklı elma püresi şeklinde) kullanabilirsiniz.

4 Aralık 2016 Pazar

Gün 15, yolun yarısı!

Bu günler nasıl geçecek derken, whole30'un yarısını devirmiş bulunuyorum! Aslında yediğimle içtiğimle ilgili bir sıkıntım yok, rüyalarıma giren kaçamaklar yok, şu 30 gün bitse de yesem dediğim yemekler yok.. . İlk haftamda delice cola zero sayıklıyordum ama artık o bile yok. Buna rağmen bu haftayı zor geçirdim, belki de genel hayat stresindendir; her şeyi de whole30'a bağlamamak lazım, değil mi?



İkinci haftada neler yedim?

* Yumurtalı kahvaltılarıma tam gaz devam ettim. Daha önce tarifini verdiğim fırında omletten pişirdim yine, bu sefer tavuklu, pırasalı ve havuçlu. Dilim başına 1 yumurta düşecek gibi porsiyonlayıp sabahları yanıma aldım.

* Yanıma sadece kahvaltı almakla yetinmedim, öğle yemeğimi de taşımaya devam ettim. İlk hafta olduğu gibi yine sadece bir gün dışarıda yedim. Bu şart değil elbette ama benim gerçekten içim daha rahat ediyor.

* Ben ki meyve yemem, hatta biri soyup önüme getirmezse aklıma bile gelmez, üstelik kış meyveleriyle pek aram yoktur; günde 2-3 porsiyon meyve yer oldum. Benim için çok garip bir durum, devam edecek mi yoksa geçici mi, ilerleyen günlerde göreceğiz. Meyveler whole30'a uygun olsa da günde 1-2 porsiyondan fazlası çok tavsiye edilmiyor. Ben henüz bir aksiyon almayacağım ama burada bir not olarak dursun.

* Ara öğün yapmaya devam ettim, özellikle badem. Hatta biraz abartmış bile olabilirim :/

* Kereviz püresinden brüksel lahanasına, balkabaklı tavuktan fırında dana nuara kadar bir sürü farklı şey pişirdim. Salata yönünden hafif, sebze yönünden zengin bir haftaydı diyebilirim.

Nerelerde zorlandım?

* Yukarıda da dediğim gibi bunun ne kadarı yediklerimden kaynaklı bilmiyorum ama bu hafta korkunç baş ağrıları çektim hatta şu an bunu yazarken bile başım ağrıyor. Detox etkisi olarak, yoksunluk nedeniyle, özellikle şekeri ilk kestiğinizde baş ağrısı çekmenin rastlanan bir durum olduğunu biliyorum ama bana bu etki 10 gün sonra mu vurdu, nedir?

* Uyku! Yanlış anlaşılmasın, uyumakta değil uyanık kalmakta zorlandım! Biliyorum sağlıklı değil ama normalde hafta içi 8 saat uyuduğum görülmemiştir. whole30'un ilk haftasında da gece ikilere kadar ayaktaydım hatta uyku süremi biraz artırmam gerektiği notunu düşmüştüm kendime. Ama böyle bir değişim beklemiyordum. Bütün hafta gözümü açık tutamadım, resmen akşamları salonda uyuyakaldım. Bakalım önümüzdeki günlerde neler olacak?

3. hafta için planlar

* Su içme konusu iyi gidiyor, şişeden içmek, bardağa koyarak içmekten daha verimliymiş benim için, onu farkettim. Aynen devam!

* Hafta sonundan hazırlık yapıp bir seferde çok miktarda yemek pişirmek gerçekten hayat kurtarıcı oluyormuş. Bu şekilde çalışmaya devam! Bu hafta akşamdan salata bile yapabilirim ofise götürmek için, şu en dibe sosu koyularak kavanoz içine yapılan salata fikrine bayılıyorum, bir deneyeyim :)

* Kuruyemiş olayını biraz fazla kaçırıyorum, üstelik yedikçe yiyesim geliyor. Bu hafta badem, ceviz ve türevlerini ara öğün olarak tüketmemeye, sadece yemeklere eklemeye dikkat edeceğim.





Karides soslu kabak spagetti

İşler epey yoğun olduğundan geçen hafta market alışverişimi toplu olarak internetten yaptım. Marketlerin web sitelerinde maalesef taze balık seçenekleri çok kısıtlı. Et ve tavuğa alternatif başka ne alabilirim diye düşünürken, ayıklanmış söğüş karidesleri gördüm. Tüm deniz ürünlerine olduğu gibi karidese de bayılırım. Tabii ki tazesi gibi olmuyor ama hem malzemeler hem de hazırlanışı açısından pratik bir tarif aradığınızda bunu bir deneyin derim; açık ara geçen haftanın yıldızı oldu :)



Karides soslu kabak spagetti (2 kişilik)

Kabak spagetti için
2 orta boy kabak

Karides sosu için
160 gram ayıklanmış söğüş karides (ben yemeye hazır olanlarından kullandım)
1 büyük boy soğan
1,5 su bardağı soyulmuş doğranmış taze domates
1 avuç kıyılmış maydanoz
3-4 diş sarmısak
1 yemek kaşığı zeytinyağı
Tuz-karabiber

Hazırlanışı
Derin bir tavada yağı kızdırıp iri doğranmış soğanları yumuşayıncaya kadar pişirin. Üzerine doğranmış domatesleri, tuz-karabiber ekleyip kapağını kapatıp koyu bir domates sosu kıvamını alana kadar, kısık ateşte yaklaşık 15 dk pişirin. İçerisine kıyılmış sarımsak ve maydanozu ekleyip karıştırın. Son olarak karidesleri ekleyip 3-4 dakika daha pişirin. 

Kabak spagetti için kabakları spagetti formuna getirmeniz gerekiyor. Bunun için özel bir sebze doğrayıcı (spiralizer) kullanabilir, ya da benim gibi kabakları dikine ince çubuklar halinde kesebilirsiniz :) Pişirme şekli olarak da farklı yöntemler var; kabakları çiğ tüketenler olduğu gibi haşlamak ya da tavada sotelemek de mümkün. Ben tencere içerisine yerleştirilen aparatlardan kullanarak buharda pişirdim. Hem az malzemeli, hem sağlıklı hem de çok kolay bir yemek oldu. Farklı deniz ürünleri ve farklı sebzelerle sık sık yapacağımdan eminim! 

29 Kasım 2016 Salı

Kereviz & patates püresi

Kereviz, küçükken ağzıma sürmediğim, büyüyünce sevmeye başladığım sebzelerden biri. Zeytinyağlı kereviz yemeğine portakal eklemeyi ilk kim akıl ettiyse, sonradan doğan bu sevgimi ona borçluyum! Kerevizle barışmamız bu şekilde oldu ama evde zeytinyağlısını hiç yapmıyorum-tadıyla bir problemim yok ama dokusu bana fazla yumuşak geliyor :) Kırmızı ete çok yakıştırdığımdan, en çok et suyuna çorbasını ya da etli/kıymalı yemeğini pişiriyorum.

Geçtiğimiz gün canım püre çekince -şu sıralar patatesi de fazla abartmak istemediğim için- kerevizli patates püresi denemeye karar verdim. Kerevizli dediğime bakmayın, ölçüsü yarı yarıya aslında :) Püreye farklı bir yorum isteyen kerevizseverlere duyurulur!




Kereviz & patates püresi (2 porsiyon)

Malzemeler 
1 büyük boy patates
1 büyük boy kereviz
2-3 diş sarımsak (opsiyonel)
1 çay bardağı kaju sütü (normal süt de olabilir)
1 tatlı kaşığı yağ (orjinalinde tereyağı ama ben hindistancevizi yağı kullandım)
Tuz-karabiber



Hazırlanışı
Kereviz ve patatesleri iri küpler halinde doğrayıp haşlayın. Süzüp bir kaba alın ve iyice ezin. Tencerede yağı eritin, püreyi ekleyin, üzerine dövülmüş sarımsak, kaju sütü, tuz-karabiber ilave edip 2-3 dakika iyice karıştırarak sütünü çektirin. Püreniz hazır, afiyet olsun :)

Fırında brüksel lahanası

Yakın çevremde yaptığım (son derece bilimsel) araştırmaya göre brüksel lahanası, sevilmeyen sebzeler listesinde üst sıralarda yer almakta. Ben nedense bu mini boy lahanalara bayılıyorum, gözüme sevimli göründükleri için bile olabilir! 



Paleo sitelerinde sıkça rastladığım bir tarif, fırında brüksel lahanası. Genelde bunların içinde bacon da oluyor ama ben eklemedim. Belki pastırmalı denerim bir dahaki sefere? Bu haliyle, öğünlerindeki sebze miktarını artırmak isteyenler için güzel bir yan-yemek opsiyonu.



Fırında brüksel lahanası

Malzemeler (Yaklaşık 3 porsiyon)
1 paket (yaklaşık 500 gr) brüksel lahanası
2-3 yemek kaşığı zeytinyağı
3-4 diş sarımsak
Tuz-karabiber

Hazırlanışı
Fırını önceden 200 derecede ısıtın. Brüksel lahanalarını yıkayıp, sararmış dış yapraklarını ayıklayın. Saplarını kısaltıp ortadan dikine ikiye bölerek bir kaseye alın. Üzerine zeytinyağı, ince kıyılmış sarımsak, tuz-karabiber ekleyip harmanlayın. Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine tek kat olacak şekilde yayıp fırına verin. 10 dakikada bir çevirerek yaklaşık 35 dk pişirin.

Öncesi!

Sonrası!

* Bu lahanaları fırından çıkar çıkmaz sıcak sıcak servis etmenizi öneririm, soğumaya pek gelmiyor.

* Lahanaların dış yaprakları iyice kızarıp çıtır çıtır oluyorlar, hatta sırf bu dış yaprakları fırınlayıp cips olarak yiyenler var :) whole30 mantığına aykırı olduğundan bunu denemeyi sonraya bıraktım :)

Günün menüsü vol.1

Haftalık alışverişimi yaparken, önümüzdeki günlerde ne pişireceğimi aşağı yukarı tasarlamış oluyorum. Ama menü hazırlamak alışverişle bitmiyor. Hangisi ne zaman pişecek, hangisini öğlen ofise götürmek daha kolay olacak, yanına ne yakışır... gibi bir sürü soruya cevap vermeniz gerekiyor. Alışkın olanlar için sorun değil de, benim için bu yepyeni bir iş demek.

Çoğu insan belli süreli bir diyeti takip ederken, aynı yemekleri tekrar tekrar yediklerinde daha başarılı olduklarını söylüyorlar. Birkaç ana yemek seçip (ızgara tavuk & sote ıspanak veya ton balıklı salata gibi) bunlara bağlı kalmak insanı hem zihinsel hem de fiziksel olarak rahatlatıyor. Ne yesem diye düşünmenize gerek yok, sürprizler yok, alışkın olduğunuz tarifler olduğu için hazırlık süresi minimum vb. 

Benimse son günlerim resmen sebze-meyveyle yeni tanışmışım gibi geçiyor. Evde hiç pişmeyen malzemeler kullanmak istiyorum. Tabağımda mutlaka değişik bir garnitür olsun istiyorum. Kendi tariflerimi üretmeye çalışıyorum. Açıkçası bunu yapmak, bazı şeyleri yememem gerektiğini düşünmememi sağlıyor. Neleri yiyemediğime değil, ne kadar çeşitli alternatiflerim olduğuna odaklanmış oluyorum bu şekilde. Bir süre sonra bu hevesim geçer mi bilmem ama şimdilik bu durumun tadını çıkarmaya niyetliyim :)


İşte karşınızda günün menüsü!

* Kahvaltı salatasını bir önceki akşamdan hazırlıyorum. Domates, salatalık, kırmızı biber, maydanoz... artık evde salata niyetine ne varsa. Üzerine haşlanmış yumurtayı ekleyip dolaba kaldırıyorum. Bazı günler içine yarım yeşil elma ya da yanına az biraz meyve de atıyorum.



* Etli biber dolmasının bildiğimiz dolmadan tek farkı pirinç yerine karnabahar kullanmam. Bence harika oldu :)



* Kereviz-patates püresi soslu yemeklerin yanına çok yakışıyor. Bunu aslında dün akşam üzerine kıymalı sos koymak için yapmıştım, kalanı da bu akşamın garnitürü olarak ızgara tavuğun yanında yerini aldı.




Gördüğünüz gibi benim menüde öyle yapılamaz şeyler yok :) Bildiğiniz Türk kahvaltısının peynir-ekmeksiz versiyonu, pirinçsiz tencere yemekleri, ızgaralar, salatalar... Biraz dikkat, biraz değişiklikle bu yemekleri pişirmek aslında bizim alışkanlıklarımıza hiç de aykırı değil. Sanırım whole30'un en sevdiğim yanı da bu!

28 Kasım 2016 Pazartesi

Fed Up ve hedefler üzerine

Haftasonu, Fed Up isimli belgeseli izledim. Film, Amerika’daki obezite probleminin ve buna bağlı sağlık sorunlarının son yıllarda çok yaygınlaşmış ve çocukluğa kadar inmiş olmasını, temelde şekere ve şeker ilaveli işlenmiş gıdalara küçük yaştan itibaren maruz kalınmasına bağlıyor (ve devletin politik & ekonomik nedenlerden dolayı bu durumu düzeltmekte yetersiz kaldığını savunuyor).




Benim için filmin en vurucu kısımları, kilo vermeye çalışan çocukların hikayeleriydi. Bu çocuklar, kilolu olduklarının farkındalar, kendilerini bunun için suçlu hissediyorlar, toplum tarafından, hiç hareket etmeyen, kendisi için doğru seçimleri yapamayan tembeller olarak damgalanmış durumdalar, hatta alay konusu oluyorlar. Gerçekten kilo vermek istiyorlar, sadece görüntüleri değil aynı zamanda sağlıkları için. Ama hem kendileri hem de aileleri bu konuda o kadar fikirsizler ki!

Zayıflamanın tek ve basit bir formülü olduğunu savunanlar var, sadece günlük kalori hesabı yaparak fast food yiyerek dahi kilo verebilenler de, farklı besinlerden gelen kalorinin vücutta aynı etkiyi yaratmadığını savunanlar da, bazı gıdaları tamamen düşman ilan edenler de, her besin grubundan dengeli bir şekilde yenmesi gerektiğini önerenler de. Ben bu konuda bilirkişi değilim. Ama benzer şekilde beslenen insanların vücutlarının tamamen zıt tepkiler verdiğine rastladım. Ya da tam tersi, farklı yöntemler uygulayarak aynı hızda zayıflayan insanlara şahit oldum.



Başarılı diyetin, öncelikle gerçekçi ve sürdürülebilir olması, ama en önemlisi kişinin özelliklerine, aile hikayesine, sağlık koşullarına, alışkanlıklarına hatta psikolojisine özel hazırlanması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca zayıf olmanın (ya da dışarıdan zayıf görünmenin) sağlıklı olmak anlamına gelmediği gibi; zayıflamanın sadece birkaç aylık diyet süresi ile değil, daha uzun vadeli değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Benim hedefim geçici bir süre için çaba sarfederek tartı üzerindeki bir sayıya inmek değil, ömür boyu sağlıklı ve dengeli yaşamak.

26 Kasım 2016 Cumartesi

İlk haftanın ardından...

Konsept whole30 değil de whole21 olsa, başlamak için bu kadar beklemezdim muhtemelen. Hele ki kurallardan biri, "kaçamak yaparsan ilk güne geri dön!" iken, 30 sayısı kulağıma biraz iddialı geliyordu. Ama işte 7 gün geçti bile ve ben bu beslenme düzenindeki ilk haftamı devirdim!




Bu haftanın epey zor olmasını bekliyordum. Evet sigarayı bırakmıştım ama acil durumlarda çiğnediğim nikotin sakızım olmadan ne yapacaktım? Bir süredir evde yemek pişiriyordum ama her gün için 3 öğünlük hazırlık yapmak beni ne kadar zorlayacaktı? Ofiste doğum günü kutlanacak mıydı? Ya cuma akşamı dışarı çıkarsak ne içecektim? Kafamdaki bu deli soruların üzerine bir de 1,5 ay önceden belirlediğim başlangıç tarihimden bir gün önce hasta oldum. Deli gibi burnum akıyor ve boğazım acıyordu. Yine de whole30'u ertelemedim. Kendime ballı ıhlamur yerine maydanoz çayı yaptım ve battaniyenin altına kıvrıldım.

Whole30'un 2-3. günleri "hangover" olarak adlandırılıyor. Bu, detox programlarının başında olduğu gibi halsizlik, yorgunluk ve özellikle de baş ağrısı gibi sıkıntılar yaşayabileceğiniz anlamına geliyor. Ben 2. gün sabah uyandıktan gece yatana kadar kesintisiz baş ağrısı çektim. Ama ne kadarı vücudumun tepkisinden, ne kadarı hastalık nedeniyle tamamen tıkanmış sinüslerimdendi, onu bilemiyorum :)


Bütün haftasonunu yatarak geçirmem nedeniye, planladığımın aksine haftanın büyük kısmı için önceden yemek pişiremedim. Sadece arada etli&sebzeli bir tencere yemeği pişirebildim, o kadar. Bu durum bana hafta içi yol, su, elektrik olarak geri döndü :) Akşamları evdeki tüm zamanımı yemek yaparak geçirdim, hatta neredeyse mutfakta yaşadım diyebilirim! 

Öte yandan, güzel gelişmeler de olmadı değil :) Mesela salı günü birden mucizevi bir şekilde iyileştim. 2. günkü baş ağrısından sonra herhangi bir şikayetim olmadı, ekstra sinirli olmadığım gibi, aşırı bir yorgunluk da yaşamadım. Hatta hafta boyu gece geç saatlerde yatmama rağmen gün içinde enerjimde bir düşüş olmadı. Üstte öngörülen durumlar benim için pek geçerli değildi anlayacağınız, umarım ilerleyen günlerde de karşıma çıkmazlar!

İlk haftada neler yedim? 

* Öncelikle her sabah mutlaka kahvaltı ettim. İstisnasız her kahvaltım yumurta içeriyordu, yanına bazen salata bazen biraz meyve ekledim.

* Genellikle önceki akşamdan kalan yemeği ertesi gün öğlen yemek için ofise taşıdım. Sadece bir öğlen dışarıda salata yedim ama açıkçası hangi restorandan ne alabilirim diye düşünmek yerine evde hazırladıklarımı götürmek daha cazip geldi.

* Sırf alışkanlıktan ara öğün yapmamaya gayret ettim, ama bu konuda kendimi çok da zorlamak istemedim. Bu haftam çoğunlukla 4 öğün şeklinde geçti. Akşamüstü bir avuç badem atıştırdığım da oldu, gece yarım portakal yediğim de. 

* Öğle ve akşam yemeklerim bir porsiyon protein, yanına sebze ve bazen salatadan oluşuyordu. Kırmızı et, tavuk (organik) ve deniz ürünlerini dengelemeye çalıştım. Haftanın yıldızı açık ara domatesli karides soslu kabak spagettiydi, bunun tarifini blogda mutlaka paylaşacağım ;)



Nerelerde zorlandım?

* Öyle tatlılar çikolatalar değil ama canım inanılmaz kola çekti. Limonlu soda içerek atlatmaya çalıştım. Bak yazarken yine aklıma geldi :/

* Sigarayı değil ama nikotin sakızını epey aradım. İçindeki tatlandırıcıdan dolayı olabilir mi acaba? :)

* Buzdolabını güzel malzemelerle doldurmuş olmama ve neticede ne pişireceğime onlara göre karar vermeme rağmen, yemek hazırlığı yapmakta inanılmaz zorlandım. Öyle mi pişecek, böyle daha mı çabuk olur, kaç porsiyon çıkacak, yanına ne gider, artan malzemeden ne yaparım diye planlamaya o kadar çok zaman harcadım ki anlatamam. Üzerine pişirme ve temizlik süresi de cabası!

2. hafta için planlar:

* Haftalık bir menü çıkarıp, alışverişi ona göre yapmaya ve büyük kısmını pazar gününden pişirmeye karar verdim. Böylece belki akşamları kendime daha çok vakit ayırabilirim :)

* Su içme konusunda zayıfım, bu hafta buna çalışmak istiyorum.

* Bu hafta geceleri ortalama 5,5-6 saat uyuyabildim, uyku süremi de biraz artırmam lazım.





24 Kasım 2016 Perşembe

Whole30'un altın kuralları :)



Whole30 nedir? Ne değildir? Ben neden denemeye karar verdim? Önceki postumda bunların hepsini anlatmıştım.

Tabii bir de uyulması gereken kurallar var :) Bu 30 gün boyunca hayatımızdan neleri çıkarmamız gerektiğini altta özetledim ama olay yenilebilenler-yenilemeyenler listesi yapmaktan ibaret değil. Chia tohumları örneğin, whole30'un tanımı gereği yasak olmasa da chia pudingi bu 30 gün süresince kabul görmüyor; birazdan anlatacağım! Aklınıza takılan sorular için whole30'un web sitesi süper bir kaynak; ben aradığım cevapların çoğunu orada buluyorum.



Gelelim kurallarımıza...

* İlave şeker yok. Beyaz/esmer şeker, her türlü tatlandırıcı, stevia, bal, agave şurubu... bunlarla 30 günlüğüne vedalaşmak gerekiyor.

* Alkol yok. 

* Tahıllar yok. Buğday, yulaf, karabuğday, kinoa, mısır, bulgur, pirinç... liste uzayıp gidiyor. Buna tam tahıllar ve tahıllardan yapılmış nişasta vb ürünler de dahil. 

* Baklagiller yok. Kuru fasülye, nohut, mercimek ve daha niceleri. Yer fıstığı ve soya da bu grup içerisinde değerlendiriliyor.

* Süt ürünleri yok. Süt, ayran, peynir, yoğurt, kefir, tereyağı... (Tereyağı yalnızca içerisindeki sütten tamamen arındırılmış hali kullanılabilir - sade yağ ya da klarifiye yağ olarak geçiyor-) 

* İşlenmiş gıdalar yok.

Ara not : Üstte sayılanların bir çoğu "kötü" ya da "sağlıksız" oldukları için değil, sadece size iyi gelmeme ihtimalleri olduğu ve bu durum bu gıdaları kesmeden anlaşılamayacağı için açığa alınıyorlar. Dikkat edilmesi gereken bir diğer konu ise paketli satın alınan ürünlerin etiketlerinin incelenmesi. Bu ürünlerin bir çoğu mayın tarlası gibi kötü sürprizlerle dolu :)

* Tartılmak ya da vücut ölçüsü almak yok. Cola zerodan sonraki en büyük bağımlılığım sabahları tartılmak olsa gerek :) Tartıyı diğer odaya saklayarak gözümün önünden kaldırdım yoksa daha 2. günün sabahında uyku sersemi ilk bozduğum kural bu olurdu!

* Sağlıklı "ödüller" yok. Normalde kendinizi ödüllendirmek ya da bir kaçamak yapmak amacıyla yiyeceğiniz şeyleri whole30'a uygun malzemelerle hazırlamamanız gerekiyor. Yazının başında bahsettiğim gibi, örneğin badem sütüyle yapılmış chia pudinginin kabul edilmemesi bundan. Bu aslında, tatlı niyetine, adı üzerinde pudinge alternatif olarak hazırlanan bir tarif. Ve amacımız yemekle ilişkimize odaklanmaksa, sadece içeriğe değil, niyete de dikkat etmemiz gerekiyor. Bu kurala örnek olarak, muz&yumurtadan yapılma pancakeler, hindistan cevizi sütü ve meyveden yapılmış dondurma, tahıl yerine badem unu/şeker yerine hurma kullanılarak yapılan kekler, muffinler vs verilebilir. Kural gereği, içeriği ne olursa olsun, ne kadar doğal ya da sağlıklı olursa olsun, kek, ekmek, kurabiye, tatlı ya da abur cubur türevlerine yer yok.

* Kaçamak yapmak yok. Kahveye bir yudum süt, şirket kokteylinde yarım kadeh şarap, sinemada bir avuç patlamış mısır... bir lokma ya da bir porsiyon farketmeksizin, kaçamak anında hooop en başa dönmek gerekiyor. Kural mı, kural :) Vücudu sıfırlamak için %100 uyum şart.

* Peki ne var? Serbest dolaşan, doğal beslenen hayvanların kırmızı/beyaz etleri, balık ve deniz ürünleri, organik yumurta, tüm sebzeler, meyveler, sağlıklı yağlar, tohumlar, fındık-ceviz-badem vb kuru yemişler.


Çok uzattım, biliyorum. Sözde kuralları kısaca toparlayacaktım :) Sonuç olarak burada amaç kuralları esnetmek, bir açık yakalamak değil. Meyve serbest diye tatlı niyetine yarım kilo hurma götürmek de değil. Sonuçta bu programı, yapmış olmak için değil, kendimiz için, bir fayda sağlamak için yapıyoruz. 

Önerilen, bu 30 günü, günde 3 ana öğün, her öğün mutlaka güzel bir miktar protein yanında bol sebzeden oluşacak şekilde, sağlıklı yağlardan kaçınmadan, meyveyi ve kuru yemişleri mümkünse günde 1-2 porsiyon ve yemeğin bir parçası olarak tüketerek geçirmek. Güzelce alışverişinizi yapın, evinizde etinizi, sebzenizi pişirin, yanına da bir salata, tamamsınız :) 

23 Kasım 2016 Çarşamba

Whole30 maceram nasıl başladı?



Whole30 diye bir şey duydunuz mu?

Whole30, yemekle ilişkinizi temize çekmenize ve hem beslenme düzeninizi hem de daha genel olarak hayatınızı değiştirmeyi hedefleyen 30 günlük bir plan. Uyku düzeninizi, enerji seviyenizi, modunuzu, dikkatinizi, yağ-kas oranınızı, motivasyonunuzu, özgüveninizi, hayat kalitenizi iyileştirmeye giden yolun, tabağınıza koyduklarınızı değiştirmekle başladığını savunan bir yaklaşım; kendi deyimleriyle, sağlığınız ve alışkanlıklarınızı düzenlemek için bir reset butonu.

Whole30'un yaratıcıları, farkında olmasanız bile, bazı gıda gruplarının vücudunuza ve hayat kalitenize negatif etkisi olabildiğini ve alerjilerden yorgunluğa, sindirim bozukluklarından cilt rahatsızlıklarına, teşhis konamamış veya ilaçla iyileşememiş sorunlarınızın direkt yediklerinizle ilgili olabileceğini savunuyorlar. Özetle, psikolojik olarak sizi rahatsız eden, hormonal dengesizlikler yaratan, sindirimizini zorlaştıran vb gıdaları tespit etmek ve yediklerinizin sizi nasıl etkilediğini keşfetmek için, bazı gıda gruplarını 30 günlüğüne beslenmenizden çıkarmanızı ve 30 günün sonunda kontrollü bir şekilde teker teker yeniden eklemenizi öneriyorlar.



Ben whole30 ile 4 sene önce, takip ettiğim bir blogger sayesinde tanıştım. Şeker, tahıl, bakliyat ve alkolün olmadığı, bol sebze-meyve, bol protein ve doğal/tam gıdalarla beslendiği bu 30 günü, hayatının en iyi ayı olarak tanımlamış ve deneyimini tüm detaylarıyla, öncesi-sonrası resimleriyle anlatmıştı bloğunda. Bunun üzerine ben de araştırmaya koyuldum; web sitelerini okudum, kitaplarını karıştırdım, yazarlarını takip ettim, bu beslenme bakış açısıyla hayatları değişen, müthiş dönüşümler geçirmiş bir sürü insanın hikayesiyle tanıştım...

Bu 4 sene boyunca bir çok kez alışkanlıklarımı değiştirmeyi denedim, bana iyi gelmediğini düşündüğüm gıdaları belirlemeye çalıştım, rejim yaptım, kilo verdim, kilo aldım... en sonunda benim çözmeye çalıştığım soruların cevabının bu 30 günde saklı olabileceğine inandım ve deneyip kendim görmeye karar verdim :)



Ekim başından beri hem psikolojik hem de fiziksel olarak bu deneyime hazırlıyordum kendimi. Önce doğru tarihi belirledim, sonra düzenli olarak evde yeme pişirmeye başladım, daha yumuşak bir geçiş yapabilmek için günlük hayatımdan ekmeği, işlenmiş şekeri ve sütü çıkardım, son olarak sigarayı da bırakıp, 19 kasımda ilk 30 günüme başladım!

Zor mu? Kolay değil. Ve inanılmaz zamanımı alıyor, hatta evdeki saatlerim çoğunlukla mutfakta geçiyor diyebilirim :) Ama 4. günü tamamlarken, sırf sonunda bu maceraya atıldığım için bile kendimi çok iyi hissediyorum. Amacım kilo vermek değil, yeni bir düzen kurmak, kendimi daha iyi tanımak, alışkanlıklarıma farklı bir gözle bakabilmek ve beslenme tercihlerime odaklanmak. Bu yolculuğum umarım sizi de kendiniz için daha sağlıklı seçimler yapmaya motive eder :)

2 Kasım 2016 Çarşamba

Pratik kahvaltı vol.2 Fırında omlet

Yumurta, hafta sonu kahvaltılarımın baş rolünde. Ama hafta içi insan her zaman sabah erken kalkıp kendisine omlet pişirme modunda olmuyor. Dolaba girip çıkmış yumurta ise hem tadı hem dokusundan çok şey kaybediyor. Bunun bence tek bir istisnası var –ki her hafta farklı farklı malzemelerle mutlaka pişiriyorum- o da fırında omlet. Buna omlet yerine hamursuz bir kiş demek daha doğru olabilir :) Hem gerçekten çok lezzetli, hem son derece pratik hem de 2-3 günlük kahvaltıyı tek seferde pişirmenize olanak sağlıyor. Daha ne olsun?

Fırından yeni çıktı!

Fırında tavuklu omlet

Malzemeler (4 porsiyon için)
6 yumurta
200 gram haşlanmış tavuk göğüs
1 iri havuç
3 sap taze soğan
1 avuç maydanoz

Hazırlanışı
Havucu bir kaba rendeleyin. İçerisine ince kıydığınız taze soğan ve maydanozu ekleyin. Yumurtaları kırıp karışımı iyice çırpın. Lif lif ayırdığınız haşlanmış tavuk etlerini ekleyip tekrar karıştırın. Tuz, karabiber ve istediğiniz baharatları ekleyin. 



Yağladığınız fırın kabına döküp önceden 180 derecede ısıtılmış fırının orta rafında, üstü hafif kızarana kadar yaklaşık 35 dk pişirin. Soğuduktan sonra dilimleyip buzdolabına kaldırabilir, sabahları hafif ısıtıp ya da benim gibi soğuk yiyebilirsiniz!

* Bu tarifi defalarca farklı proteinler, farklı sebzelerle, bazen çiğ bazen pişmiş malzemelerle hazırladım. Bir önceki günden kalan ızgara/sote etleri ya da kavrulmuş kıymayı kullandığım da oldu. Hepsi çok iyi sonuç veriyor.

* Bu versiyonun güzelliği, sebzeleri önceden pişirmenize gerek olmaması. Kabak, mantar gibi malzemeler kullanacaksanız, fırında yumurtayı sulandırmamaları için önceden biraz pişirip soğuttuktan sonra kullanmanızı öneririm.

* Ben bu malzemeler için ufak boy oval bir fırın kabı kullanıyorum, önemli olan kabınızın hacmi. Karışımı içine döktüğünüzde çok yayılmamalı, en azından 1,5-2 cm yüksekliğinde olmalı.

* Tek bir fırın kabı yerine ufak muffin kapları da kullanabilirsiniz. Hem daha sevimli hem kendiliğinden porsiyonlara bölünmüş oluyor. Pişirme süresini kullandığınız kaba bağlı olarak ayarlamalısınız.

Mini muffin versiyonu :)

Dipnot : Ben kullanmadıysam da bu tarife peynir gerçekten çok yakışıyor, aklınızda olsun!